O evliydi.
Bunu başından beri biliyordum. Bu yüzden kendimi savunamam. Bana evliliğinin bittiğini, yalnızca çocukları için aynı evde kaldığını söylüyordu.
Haftada bir kez görüşüyorduk. Bazen benim evime geliyor, bazen şehir dışında küçük bir yerde buluşuyorduk. Birkaç saat sonra evine dönüyordu.
Bir gece telefonu çaldı. Ekranda kocasının adı vardı. Açmadı.
“Şüpheleniyor mu?” diye sordum.
“Hayır, seni biliyor,” dedi.
Şaka yaptığını sandım.
Sonra kocasının ilişkimizi uzun zamandır bildiğini söyledi. Hatta bazı günler benimle görüşmesi için çocuklara kendisinin baktığını anlattı.
Buna inanmadım.
Birkaç hafta sonra evimin önünde bir adam beni durdurdu. Kocasıydı.
Kavga çıkacağını düşündüm. Fakat sakindi. Bana eşini gerçekten sevip sevmediğimi sordu. Cevap veremedim.
Gitmeden önce yalnızca şunu söyledi:
“O sana neden izin verdiğimi söylemedi mi?”
Ne demek istediğini sorunca gülümsedi.
“Demek henüz zamanı gelmedi,” dedi.
O gece kadını aradım. Telefonu kapalıydı. Ertesi gün de ulaşamadım. Evlerine gittiğimde taşındıklarını öğrendim.
Bir daha ikisini de görmedim.
Aradan üç yıl geçti. Hâlâ bazen o adamın ne demek istediğini düşünüyorum.
Ben onların evliliğindeki üçüncü kişi miydim, yoksa bilmediğim bir oyunun parçası mıydım?

