Üniversite yıllarında altı arkadaş, hafta sonu için köydeki boş bir eve gitmiştik. Ev, arkadaşımız Savaş’ın dedesinden kalmıştı. Yıllardır kullanılmıyordu. Elektrik ara sıra gidiyor, telefonlar bazı odalarda çekmiyordu.
İlk gece içtik, oyun oynadık, eski hikâyeler anlattık. Gece yarısından sonra üst kattan sürüklenme sesi gelmeye başladı. Evin eski olduğunu düşünüp önemsemedik.
Sabah uyandığımızda masada yedi bardak vardı.
Altı kişiydik.
Herkes bardaklardan birini diğerinin çıkardığını söyledi. Bir süre bununla dalga geçtik. Sonra arkadaşımız Kerem, gece biriyle konuştuğumuzu söyledi.
Kimse hatırlamıyordu.
Kerem, hepimizin salonda oturduğunu ve kapının yanında yüzünü görmediği birinin durduğunu anlattı. Onun da gruptan biri olduğunu sanmış. Hatta bir ara bu kişinin, “Sabah gitmeyin,” dediğini duymuş.
O gün dönmemiz gerekiyordu. Fakat arabanın aküsü bitti. Telefonlar çekmediği için yardım çağıramadık. Mecburen bir gece daha kaldık.
İkinci gece kimse içmedi. Hepimiz gergindik. Saat üçe doğru elektrik tamamen kesildi. Karanlıkta üst kattan adım sesleri geldi. Savaş, dedesinin odasına kimsenin çıkmamasını söyledi. Nedenini sorduğumuzda cevap vermedi.
Sabah olduğunda Savaş ortada yoktu.
Onu evin arkasındaki kuyunun yanında bulduk. Ayakkabıları çamur içindeydi. Ne yaptığını hatırlamıyordu. Elinde paslanmış bir anahtar vardı.
Anahtar, dedesinin odasını açıyordu.
Odaya girdiğimizde içeride yalnızca eski bir yatak ve duvarda asılı büyük bir fotoğraf vardı. Fotoğrafta Savaş’ın dedesi, genç hâliyle birkaç arkadaşıyla duruyordu.
Fotoğrafta yedi kişi vardı.
İçlerinden biri Kerem’e çok benziyordu.
Evi hemen terk ettik. Sonrasında grup dağıldı. Savaş kimseyle görüşmemeye başladı. Kerem ise birkaç ay sonra okulunu bıraktı.
Yıllar sonra Kerem’le tesadüfen karşılaştım. O geceyi hatırlayıp hatırlamadığını sordum. Yüzü değişti.
“Biz orada bir gece kalmadık,” dedi.
İki gece kaldığımızı söyledim.
Başını salladı.
“Üç gece kaldık. Birini hepiniz unuttunuz.”
Bundan sonra konuşmayı reddetti.
Benim itirafım şu: Üçüncü geceye ait tek bir görüntü bazen rüyama giriyor. Hepimiz masada oturuyoruz. Yedi bardak önümüzde. Kapının yanında duran kişi ise Savaş değil, Kerem değil.
Benim.

