Benden üç yaş küçük bir erkek kardeşim var. Çocukluğumuz boyunca ailede sürekli karşılaştırıldık. Ben daha sakin, düzenli ve derslerine çalışan çocuktum. Kardeşim ise sosyal, cesur ve insanlarla kolay iletişim kurabilen biriydi. Annem derslerimle övünür, babam ise sürekli kardeşimin girişkenliğini anlatırdı.
Üniversiteden mezun olduktan sonra uzun süre iş bulamadım. Girdiğim işlerde de istediğim başarıyı yakalayamadım. Kardeşim ise henüz okul bitmeden kendi işini kurdu. İlk başlarda küçük çaplı çalışıyordu ama zamanla işi büyüdü. Ailemizin ekonomik olarak en rahat yaşayan kişisi hâline geldi.
Herkes onunla gurur duyarken ben de gülümsüyor ve başarılarını kutluyordum. Fakat içten içe işlerinin bozulmasını istiyordum. Bir gün büyük bir müşterisini kaybettiğini söylediğinde üzüldüğümü gösterdim ama içimde garip bir rahatlama hissettim. “Demek ki o da her şeyi başaramıyor” diye düşündüm.
Sonra işler daha da kötüleşti. Borçları birikti, çalışanlarının maaşını ödemekte zorlandı. Bir gece beni arayıp ağladı. Hayatımda ilk defa kardeşimi bu kadar çaresiz gördüm. Benden para istemedi. Sadece konuşacak birine ihtiyacı vardı.
O gece onun başarısız olmasını istediğim için kendimden nefret ettim. Kardeşimin başarısının benim başarısızlığım anlamına gelmediğini o zaman anladım. Onu rakibim gibi görmemin sebebi aslında ailemin çocukluğumuzdan beri bizi kıyaslamasıydı ama artık yetişkin bir insandım ve bunun arkasına saklanamazdım.
Elimden geldiğince yanında oldum. Birkaç ay sonra işlerini toparladı. Şimdi yine başarılı ve ben artık gerçekten mutlu olabiliyorum. Yine de o kötü dönemde içimden geçenleri ona asla anlatamayacağım. Çünkü bazen özür dilemek, karşındaki insanın hiç bilmediği bir yarayı açmak anlamına gelebiliyor.

