Herkese iş nedeniyle başka şehre taşındığımı söyledim. Daha iyi bir teklif aldığımı, kariyerim için bu fırsatı değerlendirmem gerektiğini anlattım. Ailem de benimle gurur duydu. Annem komşulara çocuğunun büyük bir şirkette çalışmaya başladığını söyledi. Babam taşınma masraflarım için para verdi.
Gerçekte aldığım iş teklifinin eski işimden çok büyük bir farkı yoktu. Maaşım biraz daha yüksekti ama kira ve diğer masraflar düşünüldüğünde daha rahat yaşamıyordum. Ben sadece ailemden uzaklaşmak istiyordum.
Ailem kötü insanlar değil. Beni sevdiklerini biliyorum. Fakat evimizde herkes birbirinin hayatına fazlasıyla karışır. Saat kaçta eve geldiğim, kimlerle görüştüğüm, paramı nereye harcadığım, hafta sonu neden onları ziyaret etmediğim sürekli sorgulanırdı. Evden ayrı yaşamama rağmen her gün görüntülü arama yapmak zorundaymışım gibi hissediyordum.
Bir süre sonra kendi kararlarımı verirken bile annemin ya da babamın ne söyleyeceğini düşünmeye başladım. Bir yere tatile gideceğim zaman izin ister gibi açıklama yapıyordum. Biriyle tanıştığımda daha ilişki başlamadan ailemin kabul edip etmeyeceğini hesaplıyordum.
Taşındıktan sonra ilk kez yalnız bir pazar sabahı uyandım. Kimse nerede olduğumu sormadı, kapımı çalmadı, kahvaltıya neden gelmediğimi sorgulamadı. Sessizlik önce huzur verdi, sonra suçluluk hissettirdi.
Ailem hâlâ taşınmamın kariyerim için olduğunu düşünüyor. Annem bazen “Senin iyiliğin için uzak kalmana katlanıyoruz” diyor. Bu cümleyi duyduğumda boğazım düğümleniyor. Çünkü onların özlediği kadar ben onları özlemiyorum.
Onları seviyorum ama uzaktayken daha çok seviyorum. Yanlarında olduğumda yeniden çocuk gibi hissediyorum. Uzakta olduğumda ise kendi hayatımı yaşayan bir yetişkin olabiliyorum. Bunu yüzlerine söylemeye cesaret edemediğim için hâlâ iş bahanesinin arkasına saklanıyorum.

