Üç yıl önce çalıştığım şirkette ekip liderliği pozisyonu açıldı. Benimle birlikte Burak da adaydı. Açık konuşmak gerekirse işi benden daha iyi biliyordu. Ekipte bir sorun olduğunda herkes önce ona giderdi.
Mülakattan bir gün önce ortak bilgisayarda açık kalmış bir dosya gördüm. Burak’ın hazırladığı sunumdu. Kapatmam gerekiyordu ama açıp baktım.
Sunum benden çok daha iyiydi.
Dosyada küçük bir değişiklik yaptım. Ana tablolardan birindeki rakamları değiştirdim. Büyük bir hata değildi ama sunum sırasında güvenilirliğini sarsacak kadar belirgindi.
Ertesi gün Burak sunumu yaparken yöneticiler hatayı fark etti. Burak ne olduğunu anlayamadı. Defalarca dosyayı kontrol ettiğini söyledi ama kimse inanmadı.
Terfiyi ben aldım.
Birkaç ay sonra Burak istifa etti. Giderken masama gelip elimi sıktı.
“Dosyayı senin değiştirdiğini biliyorum,” dedi.
Donup kaldım. Kanıtı olup olmadığını sordum.
“Kanıtım yok. Zaten söylemeyeceğim,” dedi. “Ama bir gün sen de bir dosyayı açık unutursun.”
Aradan üç yıl geçti. Geçen hafta bilgisayarımı açtığımda masaüstünde daha önce görmediğim bir klasör vardı.
Klasörün adı şuydu:
“Sıra sende.”
İçinde hiçbir dosya yoktu.

